Pul mu? O da ne?!

Bu soruyu çok sık duyuyorum son zamanlarda. Özellikle de postane çalışanlarından. Ne çabuk unuttuk babalarımızın yaptığı pul koleksiyonlarını değil mi? Bi sorun akşam eve gelince. İlla ki saklamıştır bir yerlere.

Pul; arkası zamklı, üzerinde bedeli mahiyetinde fiyatı yazan (mesela 2.30 tl, 10 kuruş), çeşitli görsel ve tasarımları olan (kuş, bitkiler, arabalar vb.), her türlü şekilde basılabilen (kare, yuvarlak, üçgen gibi.), küçük, değerli kağıtlardır. Posta gönderilerinin (mektup, zarf, kartpostal vb.) ücretini ödemek amacıyla üzerine yapıştırılır. Türkiye’de pul basma ve satma yetkisi yalnızca PTT’dedir. Resmi, sürekli, anma pulu gibi kullanım amacına göre çeşitlendirilmiştir. Satışı merkez postanelerden ve filateli.gov.tr ‘den yapılmaktadır. Pul ve posta koleksiyonu işine filateli, koleksiyonerlerine ise filatelist denir.

Kısacası posta gönderiminde pul eşittir para demek. Peki pul olmazsa olmaz mı? Hem evet hem de hayır. Pulsuz kartpostalın ve mektubun pek bir manası kalmıyor. Özellikle de postcrossing -ki bu da başka bir yazının konusu- ile uğraşanlar çeşit çeşit, damgalı pullar için başlıyorlar bu hobiye. Bu yüzden çeşitlilik önemli. Olmazsa olmaz değil yine de. Sebebi de “makineden geçirme” diye bir seçeneğin daha olması. Diyelim ki pulunuz bitti ya da pul bulamadınız; postane gişesinden gönderi ücreti değerince makineden geçirip pul fiyatı kartpostalın boş kısmının üzerine basılıyor. Bu şekilde siz de ücretini ödeyip gönderimini sağlayabiliyorsunuz. Bu yolla gönderilen kartpostallar aşağıdaki gibi görünüyor.

Pul çeşitleri ve alışverişi ile ilgili bir yazım daha olacak. Tek söyleyebileceğim şey; o zamana kadar resmi pullardan uzak durun!

Şimdilik benden bu kadar. 
Sevgiyle kalın, Happy Postcrossing!

Melek

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir




0